Zamanın Dokunamadığı Anılar: Saadet’in Yolculuğu

Saadet, geçmişle yüzleşmek için döndüğü evinde anılarıyla hesaplaşıyor.

ZAMANIN DOKUNAMADIKLARI

Öğretmenlik hayatına adım atan Saadet, doğup büyüdüğü yerlerden uzun bir süre uzak kalmıştı. Uzak sayılmazdı aslında; bir saatlik mesafedeydi. Ancak iş ve koşuşturmaca nedeniyle bu yolculuğu sürekli ertelemişti. Dönem tatiline girdiğinde bile aklında gitmek yoktu; derslerine hazırlanmayı ve eksiklerini tamamlamayı düşünüyordu. Fakat bir evrak yüzünden mecburen yola çıkmak zorunda kaldı.

Annesinin vefatından sonra babasının yeniden evlenmesi, Saadet için zor bir durum olmuştu. Ne kadar karşı çıkmış olsa da babasına bunu kabullendirememişti. Belki de bu yüzden o evden uzak durmayı tercih etmişti. Kırgınlık, bazen fiziksel mesafeden daha derin olabiliyordu.

Kapıyı çaldığında içini bir huzursuzluk kapladı. Açılan kapı, artık onun için “ev” olma özelliğini yitirmişti. İçeri girdiğinde üvey annesi onu göz ucuyla süzdü.

“Bu akşam kalacak mısın?” diye sordu. Saadet, bir an duraksadı.

“Daha yeni geldim,” dedi, sesini zor tutarak. “Önce babamla konuşmalıyım. Hem burası benim evim. Kalıp kalmamaya ben karar veririm.”

Kadın dudak büktü. “Şimdiye kadar hiç gelmedin. İnsan merak ediyor… Neden geldin?”

Saadet derin bir nefes aldı. “Aslında bir evrak için geldim,” dedi. “Gelmişken birkaç gün kalmayı düşündüm. Evrakın nerede olduğunu biliyor musunuz?”

Babası araya girdi, sesi yorgun ama nazikti. “İyi ettin kızım, gelmen iyi oldu. Postacı sabahları geliyor. Yarın gelince sorarsın, sen yoktun diye bize bırakmamış.”

Bir anlık sessizlik oldu.

“Sabah erkenden gelir,” diye ekledi üvey annesi, gözlerini kaçırarak.

Saadet, bu sözlerin ardında gizli bir isteği hissetti. Bu, “kal” demenin başka bir yoluydu. İçinde bir şey yumuşadı; belki de o evde kalmak için aradığı bahane tam olarak buydu.

“İzninizle odama geçeyim,” dedi. Eşyalarının taşındığı odaya doğru yürüdü. Kapıyı açtığında bir an duraksadı. Burası eskiden kilerdi; kavanozların ve kışlıkların dizildiği yerdi. Artık onun odası olmuştu.

İçeri girdiğinde, eşyaları dışında hiçbir şey tanıdık gelmedi. Oysa bir zamanlar bu evin her köşesi ona aitti. Şimdi anılar bile daha sıcak, daha canlıydı.

Yavaşça eski plaklarına uzandı. Tozlu kapakların arasından rastgele birini seçti. Pikaba yerleştirip iğneyi bıraktı. Çıtırtının ardından tanıdık bir melodi odayı doldurdu.

Saadet gözlerini kapattı ve bir anda geçmişe gitti. Eski odasına, annesinin sesine, yarım kalmış kahkahalara döndü. Başını ellerinin arasına aldı. “Hayat…” diye fısıldadı. “Bizi nereden nereye savurdun böyle?”

Zaman geçmişti, insanlar değişmişti. Ev bile başka bir şeye dönüşmüştü. Ama plaklar hâlâ aynıydı. Sanki zaman onlara dokunamamıştı.

Gece yavaşça çökerken Saadet yatağa uzandı. Tavana bakarken evin içindeki sessizliği dinledi. Bu sessizlik eskiden huzurdu, şimdi ise yabancıydı. Ama o yabancılığın içinde bile bir tanıdıklık vardı.

Sabah erkenden kalkıp çocukluğunun geçtiği bahçeye uğramayı düşündü. Belki de hâlâ değişmeyen bazı şeyler vardı; tıpkı o eski plaklar gibi. Her daim bir umut vardır.

Aylin Özgür

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu