Ömer Çelik: Türkiye’de Arabuluculuk Olsa Bu Durum Yaşanmazdı

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Türkiye’nin arabuluculuk rolünün önemine dikkat çekti ve mevcut durumun önlenebileceğini belirtti.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, yaptığı açıklamalarda önemli değerlendirmelerde bulundu:

Son zamanların en yıkıcı savaşlarından biri yaşanıyor. Savaşın şiddeti, başlangıç şekli ve sonuçları açısından son derece endişe verici. Bu saldırılar, doğrudan İran’ı hedef alıyor. Diplomasi masası kurulmuşken, bu tür vahşi saldırıların gerçekleşmesi, gelecekte kimsenin diplomasi masası kurma isteğini azaltır.

Bir ülkenin diğerini güç kullanarak hedef alması, uluslararası düzenin çöküşünü simgeliyor. Rejim değişikliği talebiyle hareket eden ülkeler, beğenmedikleri her ülkeye saldırmaya başlarsa, dünya bir kaosa sürüklenir. Din savaşı veya haçlı seferleri gibi söylemler, durumu daha da kötüleştiriyor. Örneğin, Blinken’ın İsrail ziyaretinde ‘Yahudi olarak buradayım’ demesi, din temelli bir siyasetin hukukun dışına çıktığını gösteriyor.

Arabuluculuk, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye’de gerçekleşseydi, bu durum yaşanmazdı. Türkiye, tarafların güvenini kazanmış bir ülke. Eğer diplomasi masası İstanbul’da kurulsaydı, bu durumun etkisi çok daha farklı olurdu.

İRAN’IN DİNİ YAPISI

İran devletinin iradesine saygı duymakla birlikte, bu ülkenin siyasi yapısını anlamak da önemlidir. İran, uzmanlar meclisi aracılığıyla yönetiliyor ve her seçimde benzer tartışmalar gündeme geliyor. Bu nedenle, dini otoritenin etkisi altında radikal bir politika değişikliği beklemek, İran’ı yeterince tanımamak anlamına gelir.

Sonuçta herkes, bu savaşın sona ermesi ve diplomasi masasına dönülmesi için bir arayış içinde olacaktır. İran’ın dış politika tutumu, kişilere göre değişiklik göstermeyecek gibi görünüyor. Dışarıdan gelen yorumlar, analiz ile temenninin karıştığı bir durum yaratıyor.

ABD’NİN STRATEJİK YETERSİZLİĞİ

Büyük güçlerin, özellikle ABD’nin, stratejik bir planla hareket ettiği düşünülse de, Afganistan örneğinde olduğu gibi, aslında bu stratejilerin pek de var olmadığı anlaşılmaktadır. Başlangıçta ABD, İran üslerini hedef almayı planlıyordu. İsrail ise İran’ın devlet yapısını hedef alarak bir strateji izliyor. İsrail’in, çevresindeki ülkelerin rejimlerini değiştirme çabası, bölgedeki durumu daha da karmaşık hale getiriyor.

Bir devlet başkanının veya dini liderin hedef alınması, en kötü ve gayrimeşru bir tutumdur. Tahran’daki bir rafineriye yapılan saldırı, halkın üzerine ateş yağdırıyor. Kara harekâtı gibi eylemler, daha büyük felaketlere yol açabilir.

SINIR DEĞİŞİKLİĞİ İDDİALARI

İsrail’in harita ve sınır değişikliği gibi talepleri, hukuken geçersizdir. Eğer bölge ve küresel düzen bir tehdit altındaysa, bu tehdidin kaynağı İsrail’dir. Şu anda İsrail, batıda yerleşmiş değerlere ve bölgedeki barışa en büyük tehdit olarak öne çıkıyor.

Türkiye ile İsrail’i çatışma ve savaş bağlamında anmaya çalışanlar, Siyonist lobinin batıdaki uzantılarıdır. Türkiye, hiçbir ülkenin toprakları üzerinde göz hakkı yoktur. Biz savaş değil, barış yanlısıyız. Türkiye, yıllardır bu tür tehditlere karşı hazırlıklıdır ve kimseye karşı korkusu yoktur. Türkiye’nin cevabı, ülkenin gücüdür. Dünyanın mevcut durumu değişiyor ve Türkiye, güvenli bir ülke olarak tedbirlerini alacaktır.

İRAN’IN KÖRFEZ ÜLKELERİNE SALDIRILARI

İran, yalnız kalmamalıdır ve haksız saldırılara maruz kalmaktadır. Bu nedenle, savaşa karşı çıkanlarla geniş bir cephe oluşturulması gerekmektedir. Körfez ülkelerine yönelik füzeler, İran’a fayda sağlamayacaktır. Cevap veren ülkelerin sayısının artması muhtemeldir. Körfez’e yapılan saldırılar, stratejik olarak faydasızdır ve İsrail’in istediği tabloyu ortaya çıkarıyor.

TÜRKİYE’YE YÖNELEN TEHDİTLER

Türk hava sahasını hedef alan saldırılar, anında karşılık bulmaktadır. Hedeflerin güneyde olduğu düşünülüyor. İran, ABD üslerini hedef aldığını belirtmektedir. Ancak İran’da bir bütünlük olmadığı görülüyor. Türkiye, kendisine yönelen her türlü saldırıyı mazur görmeyecektir.

İsrail’in stratejilerine karşı akılcı ve sağduyulu bir yaklaşım sergilemek önemlidir. İlkelerimizden ödün vermeden, bu itidali korumalı ve odak noktamız İran halkına yapılan saldırıların durdurulması olmalıdır.

İRAN’IN TOPOGRAFİK BÜTÜNLÜĞÜ

Kürt gruplarını terör örgütü olarak tanımlamak gerekir. Oradaki Kürtler, bizim kardeşlerimizdir. Türkiye, İran’ın toprak bütünlüğü ve egemenliği konusunda uyarılarda bulunmaktadır. İran’ın toprak bütünlüğünü hedef alan her türlü yapıya karşıyız. Dost gruplarla bu tehditlere karşı güçlü bir duruş sergilemeliyiz. ABD’nin burada geri durduğu, ancak İsrail’in terör gruplarını desteklemeye çalıştığı görülmektedir. Türkiye, fiziki müdahaleyi şartlara göre değerlendirecektir.

Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğini öncelikli olarak düşünüyoruz. Rum kesiminin İsrail ile olan yakın ilişkisi, bir utanç kaynağıdır. Rum kesimi ve Yunanistan’ın eylemlerini ciddiye almıyoruz. KKTC, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin merkezinde yer alıyor. Türkiye’nin KKTC’ye F-16 konuşlandırması, güvenlik amacı taşımaktadır ve kimseyi hedef almamaktadır. Rum kesiminin politikaları, şımarıklık ve fırsatçılıkla doludur. Avrupa’nın Rum şımarıklığının peşinden gitmesi, gerçeklikten uzak bir hayal olacaktır.

Dört ana konuya odaklanıyoruz: Birincisi güvenlik, bölge ve küresel barış için yeni değerlendirmeler yapmalıyız. İkincisi ekonomi ile ilgili konular. Ekonomi alanında arkadaşlarımız basiretli davrandı. Üçüncüsü, yurtdışındaki vatandaşlarımızın durumu. Dördüncüsü ise gıda güvenliği.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu