Yasemin Öztürk: İki Seçimin Birlikte Yapılması Ekonomik Avantaj Sağlar
Yasemin Öztürk, iki seçimin birlikte yapılmasının ekonomik faydalarını ve Güney Kıbrıs’taki gelişmeleri değerlendirdi.
Ulusal Birlik Partisi (UBP) Milletvekili Yasemin Öztürk, KIBRIS TV’de Elif Şen Çatal’ın sunduğu programa katılarak, Güney Kıbrıs’taki seçim sonuçları ve İsrail’in adadaki etkisi gibi konularda önemli açıklamalarda bulundu. Taşınmaz mal politikaları ve Ceza Mahkemeleri Usulü Yasası’ndaki ’23B’ düzenlemesi hakkında da görüşlerini paylaştı.
Öztürk, Ceza Mahkemeleri Usulü Yasası’ndaki ’23B’ düzenlemesiyle ilgili olarak, basın organlarının sansür eleştirilerine katılmadığını belirtti. Bu düzenlemenin, ifade özgürlüğünü değil, masumiyet karinesini korumayı amaçladığını ifade etti. Ayrıca, düzenlemenin yalnızca hüküm verilmeden önce zanlıların isimlerinin ve fotoğraflarının yayımlanmasını engellediğini vurguladı.
Öztürk, zanlıların unvanları, görevleri ve suçlamaları hakkında haber yapılabileceğini savunarak, tartışmanın yalnızca isim ve görüntü üzerinden yürütüldüğünü dile getirdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına atıfta bulunarak, masumiyet karinesinin ifade özgürlüğünden daha öncelikli olduğunu belirtti.
Güney Kıbrıs’taki aşırı sağcı ELAM’ın yükselişine de dikkat çeken Öztürk, bunun Kıbrıs sorununun geleceği açısından olumsuz bir durum yarattığını ifade etti. Seçim sonuçlarının ardından uzlaşı ihtimalinin daha da zorlaştığını kaydetti.
Programda İsrail’in Güney Kıbrıs’taki etkisine de özel bir vurgu yapan Öztürk, Larnaka Havalimanı’nın güvenliğinin İsrail tarafından sağlandığını ve Güney Kıbrıs-Yunanistan-İsrail hattında yeni güvenlik anlaşmalarının yapıldığını öne sürdü. İsrail’in adada yerleşik hale geldiğini savunan Öztürk, bunun Türk korkusuyla yayıldığını ifade etti.
Güney Kıbrıs’ın hızla silahlandığını belirten Öztürk, bu silahlanmanın kime karşı yapıldığını sorguladı. Türkiye’nin yayılmacı bir politika izlemediğini, ancak İsrail’in Orta Doğu’daki politikalarını örnek gösterdi.
İsrailli yatırımcıların Güney Kıbrıs’ta köyler ve büyük mülkler satın aldığı iddialarını değerlendiren Öztürk, İsrail’in medya, güvenlik ve ekonomik alanlar üzerinden bölgede etkisini artırdığını savundu. Kuzey Kıbrıs için de benzer risklerin bulunduğunu belirtti.
Girne’de faaliyet gösteren bir ‘Şabat evi’ ile ilgili daha önce hükümete karşı çıkış yaptığını hatırlatan Öztürk, bu yapının resmi izinsiz faaliyet gösterdiğini ve kapatılması için eylem tehdidinde bulunduğunu anlattı. Daha sonra bu yapının kapatıldığını ancak faaliyetlerin farklı şekillerde sürdüğüne dair duyumlar aldığını aktardı.
Taşınmaz mal politikalarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini savunan Öztürk, birçok ülkenin toprak satışını yasakladığını belirterek, Kuzey Kıbrıs’ta yalnızca yapıların satışına izin verilmesi gerektiğini ifade etti. ‘Hiçbir ülke toprağını satarak zenginleşmedi’ diyen Öztürk, mevcut ekonomik yapı içinde vatandaşların kendi ülkelerinde mülk edinemez hale geldiğini savundu.
BBC ile yaptığı röportajda kendisine yöneltilen ‘antisemitizm’ suçlamalarına katılmadığını belirten Öztürk, ‘Ben antisemitizm yapmıyorum’ dedi. Tüm insanların değerli olduğunu vurgulayan Öztürk, devletin kendi vatandaşını korumakla yükümlü olduğunu ifade etti.
Meclis gündemindeki bir diğer konu olan alçak orman arazileriyle ilgili yasa tasarısına da değinen Öztürk, Yeni Erenköy’de eğitim amaçlı kiralama yapılacağını ve yapılaşmanın yüzde 3 ile sınırlandırılacağını belirtti. Mevcut bitki örtüsünün korunacağını ve arazinin yalnızca eğitim amacıyla kullanılabileceğini anlattı.
UBP’nin 6 Haziran’daki Tüzük Kurultayı hakkında da konuşan Öztürk, kurultayda büyük değişiklikler beklemediğini ifade etti. Genel Sekreter Oğuzhan Hasipoğlu ile yaptığı görüşmede en önemli değişikliğin genel başkanlık kurultayının iki yıldan üç yıla çıkarılması olduğunu aktardı.
Yerel seçimlerle genel seçimin aynı gün yapılması konusuna da değinen Öztürk, iki seçimin birlikte yapılmasının ekonomik açıdan avantaj sağlayacağını savundu. Bu durumun katılımı artırabileceğini belirten Öztürk, mevcut karma oy sisteminin sadeleştirilmesi gerektiğini ifade etti. Sayım sürecinde yaşanabilecek karışıklıklara rağmen, ‘faydasının zararından fazla olduğunu’ söyleyerek ortak seçim modelinin değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.




