Max Clara’nın İstanbul’daki Karanlık Nazi Deneyleri
Max Clara’nın İstanbul’daki Nazi deneyleri ve kayıp materyalleri, tıp tarihinin karanlık yönlerini ortaya koyuyor.
Almanya’da Nazi rejiminin önde gelen doktorlarından biri olan Max Clara’nın İstanbul’daki karanlık faaliyetleri gün yüzüne çıkmaya başladı. 20. yüzyıl tıp tarihinin en tartışmalı figürlerinden biri olarak bilinen Clara, 2. Dünya Savaşı sonrası Almanya’daki çalışmalarını İstanbul’da da sürdürmüştü. Ancak, Nazi hayranı doktora ait materyallerin akıbeti hala belirsizliğini koruyor.
Max Clara, 1899 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na bağlı Güney Tirol’de dünyaya geldi. Tıp eğitimini Innsbruck Üniversitesi’nde tamamlayarak histoloji alanında uzmanlık kazandı. Nazi Partisi’ne olan bağlılığı ile dikkat çeken Clara, Nazi Almanyası döneminde idam edilen mahkumların bedenleri üzerinde gerçekleştirdiği araştırmalarla tanınmıştı. Özellikle C vitamini üzerine yaptığı çalışmalar, etik sınırları zorlayan uygulamalarıyla dikkat çekiyordu. Clara, savaş sırasında Yahudiler, Romanlar ve diğer gruplar üzerinde insanlık dışı deneyler yaparak bilimsel etiği ihlal ediyordu. Örneğin, idam edilen mahkumlara C vitamini verip, ölümlerinin ardından organlarını inceleyerek vitaminin dağılımını araştırıyordu.
Clara, 1950 yılında İstanbul’a gelerek İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalışmaya başladı. Burada histoloji ve embriyoloji dersleri verip araştırmalar yaptı. Kısa sürede Türk tıp camiasında saygın bir bilim insanı olarak kabul edildi. Ancak, onun İstanbul’daki yılları, Nazi geçmişinin izlerini taşımaktaydı. Clara, Almanya’dan getirdiği histolojik materyaller üzerinde çalışmaya devam etti ve bu materyaller, Nazi döneminde idam edilen mahkumlardan alınan dokulardı.
İstanbul’da yazdığı bir mektupta, “İstanbul’da bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Burada, bilimsel çalışmalarıma devam etme fırsatı buldum. Almanya’dan getirdiğim materyaller üzerinde yaptığım araştırmalar, histoloji alanında yeni ufuklar açıyor. Türk meslektaşlarımın desteği ve üniversitenin imkanları, çalışmalarımı daha da ileriye taşımamı sağlıyor. Ancak bazen geçmişte yaptığımız şeylerin ağırlığını hissediyorum. Bilim adına yaptığımız her şey, bir bedel gerektiriyor,” ifadelerini kullanmıştı.
Clara’nın C vitamini üzerine yaptığı çalışmalar, Nazi dönemindeki uygulamaların devamı niteliğindeydi. 1951 yılında yayımladığı bir makalede, “Burada bildirilen incelemeler için kullanılan materyal, çeşitli dönemlerde hapsedildikten sonra aniden ölen, her iki cinsiyetten 18-72 yaşlarında 23 sağlıklı yetişkinin pankreas dokusu ile çok sayıda sığır, manda, keçi, koyun, domuz, kedi, sıçan ve kobay pankreas dokusunu içermektedir,” şeklinde yazmıştı.
Bu dönemde yazdığı bir başka mektupta ise yaptıklarını adeta itiraf edercesine, “Araştırmalarımız için gerekli olan materyali temin etmek, bilimsel ilerleme adına kaçınılmaz bir gerekliliktir. Mahkumların bedenleri, taze ve sağlıklı dokular sağlamak açısından eşsiz bir kaynaktır. Bu fırsatı değerlendirmek, bilimsel keşifler için büyük bir adımdır. Ne yazık ki, bilimsel ilerleme adına bu tür fedakarlıklar yapmak zorundayız,” demiştir.
1966 yılında yaşamını yitiren Clara’nın histolojik materyallerinin akıbeti ise belirsizliğini koruyor. Clara’nın koleksiyonu, öğrencisi Prof. Dr. Türkan Erbengi’ye devredilmiş, Erbengi de bu materyallerin bir kısmını İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Müzesi’ne bağışlamış, bir kısmını ise Marmara Üniversitesi’ne taşımıştır. Erbengi, “Prof. Dr. Max Clara’nın koleksiyonu, histoloji alanında eşsiz bir hazineydi. Onun bana bıraktığı bu materyaller, bilimsel çalışmalarım için büyük bir kaynak oldu. Ancak ne yazık ki, bu koleksiyonun tamamına ulaşmak artık mümkün değil. Clara’nın çalışmaları, tıp tarihinin karanlık bir sayfasını oluşturuyor, ancak bu materyallerin bulunması ve Nazi kurbanlarının anısına saygı gösterilmesi gerekiyor,” şeklinde açıklamada bulunmuştur.
Clara’nın İstanbul’daki günlerine ait arşiv belgelerini gün yüzüne çıkaran Ortapedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Erdem Bagatur, “Max Clara’nın hikayesi, tıp tarihinin karanlık sayfalarına ışık tutuyor. Onun İstanbul yılları, bilimsel başarıların yanı sıra etik sorunları da beraberinde getiriyor. Clara’nın materyallerinin bulunması ve bu materyallerin Nazi kurbanlarının anısına saygı gösterilerek defnedilmesi, tarihsel bir sorumluluk olarak karşımızda duruyor,” değerlendirmesinde bulunmuştur.




