Norveç Denizi’nde Radyasyon Sızdıran Sovyet Denizaltısı K-278 Komsomolets

Norveç Denizi’nde batan Sovyet denizaltısı K-278 Komsomolets’in radyasyon sızıntısı tespit edildi. Çalışmalar devam ediyor.

Norveç Denizi’nin 1.680 metre derinliğinde bulunan Sovyet denizaltısı K-278 Komsomolets’in enkazı üzerinde yürütülen araştırmalar, gövdesinin reaktör bölgesinden hâlâ radyonüklid sızıntısı olduğunu ortaya koydu. Ancak, bu sızıntının çevrede belirgin bir etki yaratmadığı kaydedildi.

Bu nükleer denizaltının hikâyesi, derinliklerdeki keşiflerden çok daha önce başlamakta. Sovyetler Birliği, bu türden yalnızca bir adet denizaltı üretmişti. K-278 Komsomolets, dönemi için olağanüstü derinliklerde çalışabilmesine imkân tanıyan titanyum alaşımlı çift gövdeli bir tasarıma sahipti.

Denizaltı, 1989 yılında meydana gelen trajik bir kazadan sonra, arızalı bir reaktör ve iki nükleer silahla birlikte deniz tabanında dik bir şekilde durmaya devam ediyor. Bu durum, onu Avrupa deniz tabanındaki en hassas askeri enkazlardan biri haline getiriyor.

Kaza, 7 Nisan 1989 tarihinde gerçekleşti. Geminin arka kısmında çıkan yangın, kontrol altına alınamayacak bir boyuta ulaştı ve hasarlı bir balast tankı borusundan gelen basınçlı hava yangını daha da büyüttü. 69 kişilik mürettebattan yalnızca 27’si kurtulmayı başardı. Bu olay, sadece bir insanlık dramı yaratmakla kalmadı, aynı zamanda denizaltının durumunun yıllarca izlenmesini gerektiren bir teknolojik ve çevresel krizi de başlattı.

1989’dan 2007’ye kadar Sovyet ve Rus ekipleri, insanlı Mir dalgıç araçlarıyla K-278 Komsomolets’in durumunu kontrol etmek ve hasarları sınırlamak amacıyla çeşitli seferler düzenledi. 1994 yılında, torpido bölümündeki nükleer silahların okyanus suyuyla temas edebileceğine dair belirtiler ortaya çıkınca, yetkililer torpido tüplerini titanyum kapaklarla mühürleyerek diğer hassas bölgeleri de güçlendirdi.

On yıllar sonra, Norveç Radyolojik ve Nükleer Güvenlik Kurumu ile Deniz Araştırmaları Enstitüsü gibi Norveçli kurumlar, denizaltının durumunu izleme görevini üstlendi. Yapılan analizler, sonar verilerini, su altı videolarını ve 2019 yılında uzaktan kumandalı araçlarla toplanan su, tortu ve canlı örneklerini içeriyor.

Araştırmacılar, bir havalandırma borusundan ve çevresindeki metal bir ızgaradan aktif bir sızıntı tespit etti. Bu sızıntı, su altında çekilen görüntülerde bile gözlemlenebildi. Deniz radyoaktivitesi alanında uzman olan Justin Gwynn, ekibin bu borudan malzeme çıktığını görünce şaşırdığını belirtti. Daha önceki Rus araştırmalarında da reaktör kaynaklı kaçakların bu bölgede tespit edildiği biliniyordu.

Gwynn, görüntülerdeki sızıntının, “salınan radyonüklidlerde yüksek seviyelerle” örtüştüğünü ve bu durumun reaktördeki nükleer yakıtın zamanla korozyona uğradığı fikrini desteklediğini ifade etti.

Araştırmacılar, bu radyoaktif bileşiklerin kaynağını belirlemek için farklı plütonyum ve uranyum izotoplarının oranlarını karşılaştırdı. Bu oranlar, eski Sovyet nükleer filosuna ait karakteristik izlerle, küresel radyoaktif serpintiden ve çevredeki nükleer tesislerden kaynaklanabilecek izlerle kıyaslandı. Çalışma, radyonüklidlerin Komsomolets’in reaktöründen geldiğine dair “açık kanıtlar” sundu ve nükleer yakıtın zamanla bozulduğunu ortaya koydu.

Ancak çalışma, yalnızca radyoaktif bir sızıntının varlığının düşündürebileceğinden daha sınırlı bir tablo çiziyor. Yakın çevreden alınan su ve tortu örneklerinde, torpido bölümündeki savaş başlıklarından kaynaklanan plütonyum izine rastlanmadı. Bu durum, Rusya’nın 1990’larda yaptığı güçlendirmelerin hâlâ etkili olduğunu gösteriyor.

Ayrıca, araştırmacılar tespit edilen salımların yerel deniz canlıları üzerinde herhangi bir olumsuz etki yarattığına dair bir işaret bulamadı. Bunun nedeni, radyoaktif materyalin deniz suyunda hızla seyrelmesi olarak gösteriliyor.

Bu araştırma, kazadan sonra Sovyet ve Rus makamlarının verdiği yanıtların önemini de vurguluyor. George Washington University bünyesindeki National Security Archive’da Rusya programları direktörü olan Svetlana Savranskaya, dönemin yetkililerinin denizaltıyı güvence altına almak ve bilgileri uluslararası aktörlerle paylaşmak için önemli çabalar gösterdiğini belirtti. Ancak bilim insanlarına göre hâlâ yanıtlanmamış sorular mevcut. Araştırmacılar, yeni dalgıç araçlarla bölgeye dönmek ve sızıntının zaman içindeki değişimini, okyanusun bu sessiz nükleer anıtında sızıntıyı besleyen mekanizmaları anlamak istiyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu