Nuh Tepesi Filmi: Derin Bir Psikolojik İnceleme
Nuh Tepesi filmi, karakter analizi ve derin psikolojik temalarıyla Türk sinemasında dikkat çekiyor.
Berfin Soylu yazdı…
“Benden özür dileyeceksin. Beni dönüştürdüğün bu hal için özür dileyeceksin. Hayatımın orta yerine koydum seni, orada duramadığın için benden özür dileyeceksin.” Bu çarpıcı replikler, Haluk Bilginer ve Ali Atay’ın başrollerini paylaştığı, Cenk Ertürk’ün senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği 2020 yapımı Nuh Tepesi filmine aittir. Türk sinemasının önemli sanat filmleri arasında yer alan bu eser, Masum dizisindeki performanslarıyla dikkat çeken iki oyuncunun yeniden bir araya gelmesiyle de ilgi çekmektedir. Film, hem senaryosu hem de görsel anlatımıyla izleyicilere derin ve akılda kalıcı bir deneyim sunmaktadır.
Hikaye, İbrahim’in hastalığı nedeniyle son günlerini yaşarken, 49 yıl önce doğup büyüdüğü köyde diktiği ağacın altına gömülmeyi istemesiyle başlar. Oğlu Ömer ile birlikte köye dönen İbrahim, çocukluğunun geçtiği yerlerin ve köy halkının artık değiştiğini görür. Zamanın ve şartların köyü nasıl dönüştürdüğünü, onları İbrahim’in doğduğu yere yabancı hale getirdiğini fark ederler. İbrahim’in çocukken diktiği ağacın köylüler tarafından kutsal kabul edilmesi ve dilek dileme amacıyla ziyaret edilmesi, filmin merkezindeki çatışmayı oluşturur. Bu durum, İbrahim ve Ömer’in köylülerle olan ilişkisini ve ağaç için verdikleri mücadeleyi derinlemesine ele alır.
Karakterlerin derinliklerine inildiğinde, İbrahim’in (Haluk Bilginer) yaşamının sonuna yaklaşırken köyüne dönüşü, geçmişe özlem ve pişmanlık duygularıyla doludur. Ağaç için verdiği mücadele, onun özüne dönüş çabası olarak yorumlanabilirken, geçmişteki hatalarının ağırlığı altında ezilmektedir. Bu pişmanlık, onun son zamanlarında haklı bir dava uğruna mücadele etme isteğiyle birleşir. İbrahim’in bu durumu, Bilginer’in Kış Uykusu filmindeki ‘aydın’ karakterini anımsatmaktadır. Ölüm gerçeği karşısında gömülmek istediği yeri seçme çabası, onun kibirli tavırlarını gözler önüne serer. Geçmişteki hatalarının silinmesini arzularken, aslında kendi içsel çatışmalarıyla yüzleşmek zorundadır.
Ömer (Ali Atay) ise eşi Elif’in hamileliği ve boşanma süreciyle birlikte derin bir bunalım yaşamaktadır. Babasının hastalığı ve geçmişteki terk edilişinin getirdiği duygusal yük, onu daha da zor bir duruma sokar. Annesinin ölümünü babasına yüklemesi, içindeki kırgınlık ve öfkeyi beslerken, bu durum onun benliğinde derin yaralar açar. Ömer, babasıyla olan ilişkisini sorgularken, içindeki suçluluk duygusunu da dışa vurma çabası içindedir. Bu çelişkili duygular, onun karakterinde bir çatışma yaratır.
Ömer, babasının vasiyetini yerine getirmek için köye gitme kararı alır. Bu durum, onun içsel çatışmasını ve Elif ile olan ilişkisini sorgulamasına neden olur. İyilik yapma motivasyonu, kişisel çıkarlarla karıştığında, izleyicilere önemli bir soru yöneltir: Birine yaptığımız iyilik, gerçekten saf bir niyetle mi yoksa kendi egomuzu tatmin etmek için mi? Bu sorular, sinemanın ve edebiyatın derinliklerinde sıkça karşılaşılan temalardandır.
Elif (Hande Doğandemir) karakteri, ilk bakışta bencil bir anne gibi görünse de, Ömer’i tanıması ve onu analiz edebilmesi açısından derin bir karakterdir. Ömer’in babasıyla olan ilişkisini sorgularken, kendi geçmişiyle hesaplaşma çabası içindedir. Aralarındaki diyaloglar, her iki karakterin de içsel çatışmalarını açığa çıkarır. Ömer’in Elif’e karşı duyduğu pişmanlık ve öfke, onun karakter gelişiminde önemli bir rol oynar.
Son sahnelerde ise İbrahim’in ölümü, Ömer’in babasının yanında oturması ve Elif’i araması, yaşam ve ölüm arasındaki çatışmayı derinleştirir. Evladının çığlıkları, onun gözyaşlarıyla birleşirken, yaşamın yeniden doğuşunu simgeler. Nuh Ağacı ve köylülerin tutumu, insanların umuda olan ihtiyaçlarını vurgulayan bir temadır. Cevdet karakterinin Ömer’e söylediği gibi, “İnsanların umuda ihtiyacı var.” Bu, geçmişten günümüze birçok toplumda görülen bir gerçekliktir.
Cenk Ertürk’ün bu temaları işleyişi, sinemanın toplumsal gerçeklerle nasıl iç içe geçtiğini gösterir. Film, izleyicilere derin düşünceler sunarken, karakterlerin içsel yolculuklarıyla da dikkat çekmektedir.
Yönetmen Cenk Ertürk
Senarist Cenk Ertürk
Oyuncular: Haluk Bilginer, Ali Atay, Mehmet Özgür




