CHP’de İkili Yönetim Süreci: Gelecek Ne Getirecek?

CHP’deki ikili yönetim süreci ve gelişmeler, partinin geleceği hakkında ne söylüyor?

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 23.05.2026 , 22:47

AKP’nin CHP’ye yönelik uzun zamandır beklenen mutlak butlan kararı, geçtiğimiz perşembe akşamı yürürlüğe girdi. Bu gelişme sonrasında yaşanan olaylar, AKP’nin her detayı düşünmemiş olabileceğini, ancak CHP tarafında benzer bir hazırlığın olmadığını ortaya koydu.

Karar alındıktan sonra CHP’de beklenenin aksine bir iç karışıklık ve refleks sorunu gözlemlendi. Genel merkez binası önünde toplanması beklenen on binlerce kişi, kısa sürede büyük bir kalabalık oluşturamadı. Parti tabanındaki öfke, sokağa taşınamadı ve bu durum, ilk günkü şaşkınlığın ardından bile devam etti. Genel merkez önündeki buluşma, ilk günden daha kalabalık olsa da, beklenenin oldukça gerisinde kaldı. Özellikle İstanbul ve İzmir’deki eylemler, bu açıdan daha da zayıf kaldı.

Peki, bu durumu ne tetikledi? İlk olarak, taraflar arasında aracılar aracılığıyla süren görüşmelerin tansiyonu belli bir seviyede tutması etkili oldu. CHP içindeki durum ise daha karmaşık. Özgür Özel’in mutlak butlan kararının çıkmayacağına dair güçlü bir inancı olduğu ifade ediliyor. Daha önce AKP içinden belgeler paylaşan Özel, bu süreçte Erdoğan’ın ikna edilmesi için harekete geçen başka grupların varlığını da ima etti.

Bu iki ana sebebin yanı sıra, düzen siyasetinin doğası hakkında da bir değerlendirme yapmak gerekiyor. Uzun bir süre boyunca düzenin sınırlarını zorlayacak bir pozisyondan kaçınılması, toplumsal tepkilerin zamanla “alışma” ve “kabullenme” aşamasına gelmesine neden oldu.

İlk iki gün yapılan eylemlerin beklenenden zayıf geçmesinin ardından, genel merkez önünde bugün herhangi bir eylem çağrısı yapılmadı. AKP’nin mutlak butlan kararıyla CHP’nin başına getirilen Kılıçdaroğlu, basının karşısına çıkarak Özel ile henüz görüşmediğini, dönüş beklediğini belirtti. Kılıçdaroğlu, Özel’in grup başkanı seçilmesini “yeni görevi hayırlı olsun” diyerek değerlendirdi ve parti içindeki tasfiye hareketinin sinyalini vererek “CHP’yi kuruluş kodlarına kavuşturacağız” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun uzun süredir bu karara hazırlandığı anlaşılıyor. Ancak, partiyi bir an önce kurultaya taşımak gibi bir planı olmadığı görülüyor. Kılıçdaroğlu, özellikle İmamoğlu ekibinin bir kısmını partiden tasfiye etmeyi hedefliyor. Bu yönde çeşitli iddialar, hem yandaş basında hem de CHP’ye yakın yayın organlarında yer bulmaya başladı.

Özel cephesinde ise ilginç gelişmeler yaşandı. Özel, partiyi kapalı grup toplantısına çağırdı ve 96 vekilin katıldığı bu toplantıda 95 oyla grup başkanı seçildi. Ancak, 43 vekilin bir kısmının “mazeret” bildirerek toplantıya katılmadığı belirtildi. Bu durum, Özel taraftarları arasında iki farklı tepkiye yol açtı. Bir kesim, bu adımı Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığını kabullenmek olarak değerlendirirken, diğer kesim bunu mecburi bir hamle olarak gördü.

Özel, kameralar karşısında yaptığı açıklamada, Kılıçdaroğlu’nun iddialarının aksine kendisiyle görüşme yaptıklarını belirterek, “Dün Kemal Bey’le görüştüğümüzde, ‘Ben arkadaşların görüşlerini alacağım ardından bir temas kurarız’ demiştim. Tahmin ediyorum teknik bir boyutta biz bir görevlendirme yaparız, Kemal Bey’den de bu görevlendirmeyi talep ederiz. Oturur arkadaşlarımız hızlı bir şekilde partiyi sağ salim ayrışmadan, bölünmeden 40 gün içinde kurultaya götürürüz ve artık bu kabus biter. Artık yine herkesin umutlarını besleyen iktidar yürüyüşümüz başlar” dedi.

Bu açıklamaların ardından CHP içindeki esas beklenti, iki ekip arasında bir uzlaşma sağlanması yönünde oldu. Hem Kılıçdaroğlu hem de Özel’in ekibinde daha sert bir tutum sergilemek isteyenler olduğu bilinse de, uzlaşı eğiliminin partinin önde gelen isimlerinin devreye girmesiyle güç kazanabileceği düşünülüyor. Ancak burada ciddi bir kriz konusu da var. Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’nun üyeliklerini askıya alma niyeti olduğu belirtilirken, Özel’in “İmamoğlu’nu satmayacağım” şeklinde bir pozisyona sahip olduğu ifade ediliyor. Bu konunun müzakerelerde nasıl aşılacağı ise belirsizliğini koruyor.

Sonuç olarak, AKP kararıyla CHP’nin başına geçirilen Kılıçdaroğlu’na karşı, seçme ve seçilme hakkına yönelik ağır bir saldırıya etkili bir karşı çıkışın gündemden düşürüldüğü görülüyor. Ancak halkta biriken öfkenin ve tepkilerin daha ne kadar bastırılabileceği, derin yoksulluk koşulları göz önüne alındığında ayrı bir tartışma konusu olmaya devam ediyor.

soL Haber’i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu