İki Farklı Zihin, Tek Hakikat Arayışı: Gazzali ve Tolstoy

Gazzali ve Tolstoy’un eserleri üzerinden hakikat arayışını ele alan derin bir inceleme.

Vefa Oğuz’un kaleminden…

Gazzali’nin El-Munkiz Mine’d-Dalal ve Tolstoy’un İtiraf adlı eserlerinin karşılaştırılması

İnsan doğası gereği sürekli bir arayış içindedir. Sahip olduklarından çok, elde edemediği şeylerin peşinden koşma ihtiyacı hisseder. Bu arayışın en derin ve anlamlısı, kendimizden daha büyük bir gerçekliğin parçası olma bilincine ulaşmaktır. Her bireyin kendine özgü bir arayış süreci olsa da, bu durum insanlığın ortak kaderini yansıtır. Ararken kaybolmak ya da ararken bulmak, bu yolculukta karşılaşılabilecek olasılıklardır. Bu yazıda, doğudan Gazzali ve batıdan Tolstoy’un eserleri üzerinden, farklı dönemlerde yaşamış iki büyük düşünürün hakikat arayışlarını ele alacağım. Belki bu karşılaştırma, kendi hakikatimize ulaşma yolunda bize ışık tutar.

Gazzali‘nin El Munkiz Mine’d Dalal ve Tolstoy‘un İtiraf adlı eserleri, farklı coğrafyalardan ve zaman dilimlerinden gelmelerine rağmen, benzer ruhsal bunalımlara ve hakikat arayışlarına sahiptir. Her iki eser, yazarlarının yaşadığı psikolojik çalkantılarla doludur. Ortak bir bunalım, içsel huzursuzluk ve varoluşsal sorgulama bu eserlerde belirgindir. Farklı yollarla kaybolsalar da, nihayetinde benzer sonuçlara ulaşırlar.

Bu iki eseri aynı anda okuyabilmek benim için büyük bir şans oldu ve aralarındaki ortak noktaları düşünmek oldukça önemli. Gazzali, bilgiye duyduğu şüphe ile çöküş yaşar; bildiklerinin onu kurtaramadığı bir noktada, akıl yetersizliğini kabul eder. Bu durum, entelektüel bir depresyon halidir. Zihin çalışırken, kalp bir sessizlik içinde kalır. Şöhret, mevki ve ilim mevcut olsa da, içsel bir boşluk hissi devam eder. Gazzali, yaşadığı bunalımın etkisiyle ders vermekten ve konuşmaktan bile alıkonur. Şüpheyi bir yıkım değil, bir arınma süreci olarak değerlendirir. Nihayetinde aklın, kalbin önünde eğilmesi gerektiğini kabul eder ve hakikati tecrübe, sezgi ve ahlakın içinde bulur. Hakikati, felsefe, kelam, bâtınîlik ve tasavvuf gibi dört kapının ardında arayacaktır.

Kelam aklı ikna edebilir ama kalbi tatmin edemezken, felsefe tutarlıdır ama insanı iyi yapmaz. Bâtınîlik hakikati vaat eder ama teslimiyeti körleştirir. Gazzali’nin krizi, “Doğruyu biliyorum ama doğru biri değilim” şeklinde bir hal alır. Tasavvuf ise burada devreye girer; ona göre tasavvuf bir düşünce sistemi değil, yaşanan bir hakikattir. Gazzali, hakikatin kitaplarda değil, deneyimle açığa çıktığını savunur. Bilgi, ancak ahlakla birleştiğinde kurtarıcı olabilir. Tasavvufta bulduğu şey, aklın reddi değil, aklın sınırlarını bilmesidir. Akıl yolu gösterir ama menzile ulaştırmaz; menzile götüren, kalbin arınmasıdır.

Diğer yanda, Tolstoy, yaşamın anlamsızlığını deneyimleyerek, hayatın gerçek anlamını bulur. Hayatın anlamı, düşünerek değil, teslim olarak ortaya çıkar. Tolstoy, köylülerin yaşamlarına bakarken, onların sabah tarlaya gitmelerini, acıya katlanmalarını ve ölümü kabul etmelerini gözlemler. Bu gözlemler ona, anlamın düşünülerek değil, inanılarak taşındığını öğretir. İmanla yaşanan bir hayat, anlam kazandırır. Tolstoy, çocukken kaybettiği imanı burada yeniden kazanır ve “Beni yaratan iradeye duyduğum inanca geri döndüm” der. Ancak bu inanç artık bilinçli bir kabul haline gelmiştir.

Gazzali‘nin El Munkiz Mine’d-Dalal eserindeki dil, sade ama yoğun bir anlatıma sahiptir. Akla dayalı kanıtlar okuyucuyu ikna etmeyi hedeflerken, Tolstoy‘un İtiraf adlı eseri, edebi bir üslup ve içe dönük bir anlatım sergiler. Gazzali’nin krizi, ilim geleneği ve dinî otorite etrafında şekillenirken, Tolstoy’un krizi modern insanın toplumsal konumu ve hayatın anlamsızlığıyla ilgilidir. Her iki eser, depresyonu bir hastalık değil, bir uyarı olarak ele alır. Bunalım, hakikate açılan kapının eşiğidir. Depresyon, hayatın zorluklarına karşı bir tepki ve alarm niteliği taşır. Hayat, dev bir mücadele alanıdır ve her bireyin karşılaştığı zorluklar farklıdır. Toplumun normlarına uymaya çalışırken, çoğu zaman anlamdan yoksun bir yaşam sürmekteyiz. Ruhumuz, bu durum karşısında bir alarm gibi çığlık atar. Depresyonunu bir pusula olarak kullanmayı öğrenen kişi, bu bunalım sonrası kendisine yeni bir anlam inşa edebilir. Bu, bir yere ve bir fikre ait olma ihtiyacıdır. Sonuç olarak, insan yaşam serüveninde kaybolsa da, eninde sonunda toparlanma ve kendi anlamını inşa etme zorunluluğu taşır.

El Munkiz Mine’d-Dalal

İmam-ı Gazzali

Maarif Basımevi

1960 – Ankara

95 sayfa

İtiraf

L.N. Tolstoy

Türkiye İş Bankası / Kültür Yayınları

2023 – İstanbul

95 sayfa

NOT: Bu içeriğin bazı kısımları Substack hesabımda (Vefa’s Substack) yer almaktadır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu