Osmanlı Posta Tarihi Sergisi Beyoğlu’nda Açıldı
Osmanlı Posta Tarihi sergisi, Beyoğlu’nda tarihi PTT binasında açılarak ziyaretçilerini bekliyor.
Osmanlı Posta Tarihi üzerine farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen sergi, Beyoğlu’ndaki tarihi PTT binasında görkemli bir açılışla kapılarını ziyaretçilere açtı. Bu sergi, Osmanlı İmparatorluğu’nun geniş coğrafyasında kurulan haberleşme ağını ve bu ağın taşıdığı sosyal mirası gözler önüne seriyor. Sergide yer alan zarflar, damgalar ve belgeler, yalnızca iletişim araçları değil, aynı zamanda imparatorluğun siyasi ve sosyal yapısına dair önemli belgeler olarak değerlendiriliyor. PTT İstanbul Bölge Müdür Yardımcısı Dr. Ceyhun Konak, açılışta yaptığı konuşmada, posta damgalarının o toprakların kimliğini temsil eden birer “tapu senedi” olduğunu vurguladı.
Serginin en dikkat çekici bölümlerinden biri, vatan uğruna hayatını kaybeden şehitlerin geride bıraktığı yetimlere destek olmak amacıyla çıkarılan “Evlad-ı Şüheda Vergisi” pullarıdır. Bu pullar, zor savaş yıllarında devletin ve milletin gösterdiği dayanışma ruhunu simgeliyor. Sararmış kağıtların ve eski mühürlerin ardında, emanetlerin korunmasına özen gösteren bir devletin asaletini ve mektupları her koşulda ulaştıran fedakar posta memurlarının hikayesi yatıyor.
Osmanlı Posta Tarihi Araştırma Derneği Başkanı Turhan Turgut, derneğin amaçlarından birinin koleksiyon dünyası ile akademi arasında bir köprü kurmak olduğunu belirtti. Ayrıca, 5-6 Kasım tarihlerinde Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nde Türkiye’de ilk kez uluslararası bir posta tarihi sempozyumu düzenleneceğini müjdeledi. Bu bilimsel etkinlik, Osmanlı posta tarihi üzerine yapılan çalışmaları daha derinlemesine incelemeyi amaçlıyor.
Türkiye Filateli Dernekleri Federasyonu’nun desteklediği sergide, 8 farklı koleksiyonerin özel seçkileri yer alıyor. Akademisyenler ve tarih tutkunları için eşsiz bir kaynak oluşturan bu sergi, 16 Nisan tarihine kadar Beyoğlu PTT binasında ziyaret edilebilecek. Geçmişin izlerini günümüz vizyonuyla buluşturan bu organizasyon, haberleşme tarihimizin yalnızca teknik bir süreç değil, aynı zamanda yaşayan bir sosyal tarih olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.




