Çin, Orta Doğu’da ABD’ye karşı nüfuzunu artırıyor
Çin’in Orta Doğu’daki yükselişi, askeri üsler yerine ticaret, yatırım ve diplomasiyle şekilleniyor. Analize göre Pekin bölgenin kazananı.
ABD ile Çin arasındaki küresel rekabetin önemli merkezlerinden biri haline gelen Orta Doğu, iki ülkenin birbirinden farklı güç stratejilerini de ortaya koyuyor. ABD’li dış politika analisti Matthew MacKenzie’nin Washington merkezli Responsible Statecraft’ta yayımlanan değerlendirmesine göre Washington bölgedeki etkisini geniş askeri altyapıya dayandırırken Pekin, asker konuşlandırmadan ekonomik ve diplomatik bağlarını güçlendiriyor. MacKenzie, bu tabloyu Çin’in Orta Doğu’daki yükselişinin en belirgin göstergelerinden biri olarak değerlendiriyor.
ABD’nin askeri varlığı tartışma konusu
Analizde, İran savaşı öncesinde ABD’nin Orta Doğu’da en az 19 askeri tesise sahip olduğu, bunlardan sekizinin kalıcı üs niteliği taşıdığı aktarıldı. İran’ın saldırıları sırasında Bahreyn’deki ABD Beşinci Filosu karargâhı ile Katar’da yaklaşık 20 yıldır hava operasyonlarını yöneten komuta merkezinin ağır hasar gördüğü ve kullanılamaz hale geldiği belirtildi.
Washington’da hasar gören tesislerin yeniden inşa edilip edilmeyeceği tartışılırken MacKenzie, saldırılara daha açık konumdaki üslerin kapatılması ve ABD’nin bölgedeki askeri varlığının azaltılması gerektiğini savunuyor. Analiste göre Washington, askeri gücü siyasi nüfuzla eşitleme yaklaşımını yeniden gözden geçirmeli.
Pekin ekonomik ve diplomatik ağını büyütüyor
Çin’in Orta Doğu’daki askeri varlığı ABD ile kıyaslanamayacak kadar sınırlı. Pekin’in bölgedeki tek denizaşırı askeri deniz üssü Cibuti’de bulunuyor. Buna karşın Çin, Arap ülkelerinin en büyük ticaret ortağı konumunda ve Orta Doğu, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki yatırımların önemli durakları arasında yer alıyor.
MacKenzie’nin analizinde, Pekin’in 2023 yılında Suudi Arabistan ile İran arasındaki normalleşme anlaşmasına aracılık etmesi Çin’in diplomatik yaklaşımının dikkat çekici bir örneği olarak gösteriliyor. Körfez ülkelerinin de İran ve Hürmüz Boğazı gibi konularda Pekin’in Tahran üzerindeki etkisinden yararlanmaya çalıştığı ifade ediliyor. Bu nedenle analist, Çin’i bölgesel rekabette öne çıkan taraf olarak nitelendiriyor.
Güvenlik yükü ABD’de, ekonomik kazanç Çin’de
Analizdeki temel çelişkilerden biri enerji güvenliği üzerinden açıklanıyor. Çin, Orta Doğu petrolüne ABD’den daha fazla ihtiyaç duyduğu halde Körfez’deki güvenliğin askeri maliyetinin büyük bölümünü Washington üstleniyor. ABD, üsleri, askerleri ve donanmasıyla enerji akışını korumaya çalışırken Çin, kendi ekonomisinin ihtiyaç duyduğu petrol tedarikinden aynı ölçekte bir askeri yük üstlenmeden yararlanıyor.
MacKenzie’ye göre bu durum, güvenliğin risk ve maliyetini ABD’nin taşıdığı, Çin’in ise ticaret ve yatırımlar aracılığıyla nüfuzunu artırdığı bir denge yaratıyor. ABD Ticaret Bakanlığı verileri de son beş yılda bölgedeki ticaret hacmi ve ihracat bakımından Çin’in ABD’nin önünde bulunduğuna işaret ediyor.
Körfez ülkeleri iki tarafla da ilişkilerini sürdürüyor
ABD, Orta Doğu’nun en güçlü askeri aktörü olmayı sürdürse de Körfez ülkeleri Washington’ın Çin’i bölgeden dışlama yaklaşımını benimsemiyor. Suudi Arabistan ve diğer Körfez monarşileri, ABD ile güvenlik ilişkilerini korurken Çin’le ticaret, teknoloji ve yatırım alanlarındaki iş birliklerini de geliştiriyor.
MacKenzie, bu yaklaşımın Washington için önemli bir uyarı niteliği taşıdığını belirtiyor. Analiste göre Pentagon, İran savaşı sırasında zarar gören her üssü yeniden inşa etmek yerine askeri varlığını daha az sayıdaki stratejik noktada yoğunlaştırmalı; diplomasi, ticaret, silah satışları ve istihbarat paylaşımına daha fazla ağırlık vermeli. Çin’in Orta Doğu’daki yükselişi, askeri üstünlüğün tek başına siyasi nüfuz sağlamadığını gösteren çarpıcı bir örnek olarak öne çıkıyor.




