Töre Sivrioğlu ile Vespucci’nin Mektupları Üzerine Bir Söyleşi
Töre Sivrioğlu, Amerigo Vespucci’nin Mektupları’nın Türkiye’deki okurlar için önemini ve arka planını ele alıyor.
Töre Sivrioğlu ile Vespucci’nin Mektupları Üzerine Bir Söyleşi
Uzun yıllar boyunca Batı dünyasında tartışılan konular arasında yer alan Amerigo Vespucci’nin Mektupları, Türkiye’deki yayın ortamına kazandırılarak yeniden gündeme getirildi. Bu mektupların günümüz Türkiye okuru için taşıdığı anlam ve önemi merak ediyoruz. Okurlar, Vespucci’nin bu mektuplarını neden okumalı?
Dünyayı tanımanın yolu, geçmişte ihmal ettiğimiz klasik eserleri ve birincil kaynakları okumaktan geçiyor. Vespucci’nin Mektupları, sadece bir isim hikayesinden ibaret değil; aynı zamanda gemicilik, haritacılık, bilim, sömürgecilik, köle ticareti ve Avrupa’da burjuvazinin yükselişi gibi birçok önemli konuyu da yansıtıyor. Bu nedenle Vespucci’nin hikayesi, insanlık için evrensel bir öneme sahip.
Vespucci’nin haklarının yendiği ve Kolomb’un keşiflerinin tarihine dair bazı yanlış anlamaların olduğu anlaşılıyor. İki tarafın da haklarının verilmesi gerektiği konusunda hemfikiriz. Ancak bireysel ve bilimsel bir bakış açısıyla Vespucci’nin davranışlarını değerlendirirsek, onun muhtemelen sahtekarlık ve hırs içinde olduğunu düşünebilir miyiz? Nesnel bir değerlendirme yapacak olursak, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kolomb, yeryüzünün en büyük ve en zayıf karakterlerinden biriydi. Cesaretle bilinmeyen bir yolculuğa çıkmıştı; fakat yeni bir dünya keşfettiğini kabul edemedi. Türkiye’de genellikle Kolomb’un yeni bir dünyaya ulaşamadığı vurgulanır; ancak bu mesele daha karmaşık. Kolomb’un amacı, Asya’ya ulaşacak kısa bir yol bulmaktı. Bu nedenle keşif rolünü üstlenen kişi Vespucci oldu. Vespucci, Kolomb’un önemsemediği bir konuyu sahiplenen ilk kişi olarak tarihe geçti.
Birinci ve ikinci seyahatlerdeki tasvirlerin yanlış, kasıtlı ve tekrarlayan ifadelerle dolu olduğu iddiaları, Vespucci’nin bir kurmaca yazarı olduğu düşüncesini akla getiriyor. Dante ve Petrarka okumuş bir denizcinin betimleme yeteneği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Vespucci’nin seyahatnamesinin ilgi çekmesinde, dönemin bu tür eserlere olan ihtiyacı ve yazarın dil yeteneği önemli bir rol oynuyor. Başka kaptanların seyir defterleri sıkıcı olabilirdi; ancak Vespucci’nin anlatımı, dönemin diğer eserlerinden daha gerçekçi. Kolomb’un seyir defterinde bile izleri bulunan Marco Polo’nun betimlemeleri Vespucci’de yok. Bu da onun eserinin ilgi görmesinin nedenlerinden biri olabilir. Ancak, Vespucci’nin anlatımında hatalı noktalar ve yanlış yazımlar mevcut. Birinci seyahatin tamamen kurmaca olduğu iddiaları da var; ancak bu kurmacanın gerçeküstü bir anlatım olmadığını belirtmek gerekir. Anlatılanlar, her denizcinin başına gelebilecek sıradan olaylardır.
Kolomb’un tarafında olanların bakış açısıyla, büyük bir kıtaya “Amerika” isminin verilmesi ve bunun tarihsel süreçteki yeri düşündürücü. Bu durum, bir medeniyetin yanlışlıklar üzerine kurulduğunu gösteriyor. Kişisel olarak, ne Kolomb ne de Vespucci keşfetmeseydi demek ister misiniz? Mektuplara dair öznel görüşlerinizi öğrenmek isteriz.
Bu düşüncelerimi 11-12 yaşlarımdan beri dile getiriyorum. O yaşlarda, bana hediye edilen Dee Brown’ın “Kalbimi Vatanıma Gömün” adlı eserini okurken, Amerikan yerlilerinin bu keşfin ağır bedelini ödediğini anladım. 500 kültür yok oldu. Ancak Kolomb veya Vespucci’yi suçlamak yerine, daha geniş bir uygarlık eleştirisi yapmak daha faydalı. Zira Amerika kıtası, bir iki nesil içinde zaten keşfedilecekti. İngilizlerin İspanyollarla çağdaş birkaç başarısız denemesi vardı. Buradaki sorun, haritacı ve kaşiflerin karakter özelliklerini belirleyen büyük bir uygarlık anlayışı sorunudur.
Yerlilerle yabancılar arasındaki karşılaşmalarda, yabancıların “gökten Tanrı tarafından gönderildiklerini” söylemeleri, Tanrı’ya ve Hristiyanlığa bir ihanet olarak yorumlandı. Gezgin kâşiflerin ve Amerika’nın yayılmacı zihniyetinin geçmişle bugünü karşılaştırdığımızda, bu zihniyetin doğası hakkında neler söylemek istersiniz? Bugün Irak’ı işgal ederken “ıslah edicileriz” düşüncesiyle gelmişlerdi. Sömürgeci zihniyetlerin değişimi ve dönüşümü söz konusu olduğunda, geçmişle şimdi arasında sadece anlam farkı mı var? Roller aynıysa ruh mu değişti? Figürler farklıysa özünde aynı zihniyet midir?
Avrupa’dan gelen göçmenler, yerlilerin maden kaynaklarını işletmediğini, verimli toprakları ekmediğini ve doğal zenginlikleri kullanmadığını görünce, onları yok etmeyi teolojik açıdan meşru saydılar. Protestan ahlakına göre, Tanrı’nın bize verdiği doğal kaynakları kullanmadan durmak doğru değil. Bu düşünce, Akdeniz dinlerinde de benzer şekilde var. Bu nedenle, Amerika’daki vahşi doğayı uygarlığa açmak uzun süre kutsal bir görev olarak görüldü. Günümüzde ise Trump yönetimi bu geleneği sürdürüyor; örneğin Grönland’ın boş olmasına ve kaynakların kullanılmamasına kızıyor.
Mundus Novus’un tarihsel süreç içerisinde yeni bir güneş gibi doğmadığını anladık. “Merak bir devrimcinin hazırlığıdır” der bir şair. Yeni Mundus Novus’ların varlığına dair bir öngörüde bulunulabilir mi? Coğrafyacılara ve tarihçilere bu mektupların önemini anlatmak isteseniz, neler söylemek istersiniz?
Mundus Novus, fiziksel bir keşiften ziyade zihinsel bir keşifti. Vespucci’nin anlatımları, sadece sömürgeciliği ve işgalleri hazırladığını iddia edemeyiz. Sonuçta, yerliler hakkındaki anlatımları, Avrupa’da eşitlik ve özgürlük arayışı içindeki aydınlara da ilham kaynağı olmuştur. Thomas More’un ütopyasında, konuyu anlatan karakterin Vespucci olduğu biliniyor. Aristokratların olmadığı, herkesin yeteneği ölçüsünde topluma katkı sunduğu bir toplum düşüncesini besleyen de Vespucci’dir. Bu açıdan, kıta olarak olmasa da bir düşünce olarak Mundus Novus’un idealinin yaşadığını ve yaşaması gerektiğine inanıyorum.
Mustafa Nurullah Celep sordu,
Töre Sivrioğlu yanıtladı…




